İçeriğe geç

Dükkan açarken hangi ayakla girilir ?

Mezarlığa Hangi Ayakla Girilir?

Hayatımın en zor anlarından birinde, bir soruyla karşılaştım. Sorunun ne kadar sıradan göründüğüne bakmayın: Mezarlığa hangi ayakla girilir? Bu soruya, belki de hiç düşünmeden vereceğiniz cevabın, bir insanın iç dünyasını sarsabilecek kadar derin anlamlar taşıyabileceğini o gün anladım.

Kayseri’de Bir Sabah

Sabah, Kayseri’nin o taze havası içime dolarak uyandım. Sokaklar, hala sabahın o sessizliğiyle sarhoş, caddeler boş, sadece birkaç araba geçiyor. Birçok insan için sadece başka bir sabah ama benim için başka bir şey. O sabah, belki de hayatımda yapmam gereken en zor şeyi yapmaya karar verdim: Mezarlığa gitmek.

Annemin vefatından sonra, mezarlığa birkaç kez gitmem gerekmişti. Ama her defasında bir şekilde erteliyordum. “Bugün gitmeye karar verdim,” dedim kendi kendime. Çekmecemde, annemin son günlerinde yazdığı bir defter vardı. Hatırlamak, ama bu sefer acıyı içinde kaybetmeden hatırlamak istiyordum.

Bundan tam bir yıl önceydi. Hava, Kayseri’deki gibi soğuktu. Ama bir fark vardı, o gün üşümüyordum. Bir tür boşluk vardı içinde, bir şeyin eksikliği. O boşluğu ancak annemi görmek doldurabilirdi. O yüzden mezarlığa gitmek gerekiyordu. Ama nasıl?

Adımlarımın Yükü

Mezarlığa gidişimin her saniyesi, adımlarımın yüküyle büyüyordu. Önce, Kayseri’nin köhne sokaklarında yürürken, aklımdan geçen şey sadece bir kelimeydi: şans. Şanslıyım. Çünkü annem, hayatta olduğu zamanlarda bana her şeyi öğretmişti. Ama bir şey öğretmemişti. Mezarlığa hangi ayakla girileceğini!

Gülümsedim bir anda, çünkü sorunun saçmalığına kapıldım. Fakat o an, hayal kırıklığıyla bir tür içsel hesaplaşma başladı. Mezarlığa nasıl girilir? Düşünmek bile bir türlü kabul edemediğim bu gerçeği anlamama yardımcı oluyordu. İçimden defalarca “Açma, açma!” diye bağırdım. Ama içim, hüzün ve öfkeyle dolup taşarken, adımlarım bir şekilde seni hatırlatıyordu, anne.

Beni bırakıp gitmenin, kimseye hiç kolay gelmediğini biliyorum. Hızla nefes alıp veriyorum. Ama içimde bir boşluk var, o boşluğu hiçbir şey dolduramaz. İki yıldır, annemi kaybedeli, her gittiğim her köşe, her ayrıntı bana hep onu hatırlatıyor. O kadar uzak ama bir o kadar yakın. İşte bu yüzden, mezarlığa gitme kararım aslında ne kadar basitse, o kadar da zor olmuştu.

İlk Adım

Beni en çok zorlayan şey, mezarlığa ilk adımımı atmaktı. O ilk adım, ne kadar küçük görünse de, benim için bir uçuruma düşmek gibiydi. Mezarlığa ilk girdiğimde, bir an için yerimde kalakaldım. Bir an bir cesaret kırıklığı yaşadım. İnsan içinden bir şeyler duyar, bazen çok acı olur, bazen çok korkutucu… “Bundan sonra her şey bambaşka olacak,” dedim. Herkesin bildiği, ama kimsenin anlatmadığı o şey: İnsan, ilk kez bir mezarlığa girdiğinde içindeki gücü kaybetmeye başlar.

O ilk adımımı, toprağın soğukluğu, toprakla arasındaki ince sınır, geçmek zorundaydım. O an, kaybettiğimi düşündüğüm her şeyin, aslında hala benimle olduğunu fark ettim. Bir yandan acı, bir yandan kalbimin derinliklerinden gelen bir huzur. İşte mezarlığa girerken hissettiklerim bunlardı.

Korku ve Cesaret

Mezarlığın içinde yalnız yürüdüm. Her adımımda kalbim, hızla çarpmaya devam ediyordu. Korku, sadece mezarlıkla değil, hayatta kaldıkça her birimize yönelen sorularla ilgiliydi. “Neden?” diye sormadım. Ama bir şekilde içinde bulundum o sorunun.

Neredeyse her mezar, hayatımın bir anısına dokunuyordu. Her anı bir süre önce kaybettiğim birini hatırlatıyor, onları nasıl kaybettiğimi sorguluyordum. Ama içimde bir umut vardı. O umut, annemin bana en son verdiği o çok değerli nasihatti: “Bütün bu acılar, bir gün geçecek. Her zaman ileriye bak!” Evet, ileriye bakmak zor, ama adım adım… her geçen anla birlikte, bu acının da azalacağını biliyorum.

Bir an, annemin mezarına vardım. Taşına adımı kazıtmıştım. İşte buradaydım, ne kadar yakın, ne kadar uzak. Anlamsız bir hüzün. Ve içimde beliren o duygu: Bir şeyleri tamamlayamamak… Oysa tamamlanacak hiçbir şey yoktu. Çünkü annem her zaman yanımdaydı. Beni sadece fiziksel olarak terk etti.

Mezarlığa Hangi Ayakla Girilir?

Ve işte o an geldi. Mezarlığa hangi ayakla girileceği sorusunu, ben de kendime sordum. Belki anneme yakın olduğumda bile, her şeyin kaybolmuş olmasından korkuyordum. Ama gerçekte, o adım, bir başlangıçtı. Ne sağ, ne sol ayakla… Adımın nasıl olduğu, ne önemi vardı? Sonuçta, mezarlığa bir şekilde giriyorsunuz. Mezarın taşlarına bakarken, birden fark ettim ki, sağ ya da sol, hangi ayakla girildiği, yalnızca bir simgedir. Gerçek olan tek şey, bu dünyadaki son yolculuğa giden adımların içindeki duygudur.

Sonunda annemi sonsuza kadar uyandırmaya karar verdim.

Ve o gün, mezarlığa hem sol ayakla, hem sağ ayakla girdim. Çünkü sonunda öğrendim: Hayatta her şey, sadece ilerlemektir.

Duygusal Bir Yansıma

O gün, Kayseri’nin soğuk havası beni sarhoş etmişti. Ama kaybolan hiçbir şey yoktu. Geçmiş, her zaman arkamda bir gölge gibi duruyordu, ama o gölge, sonunda bana sadece güç vermeye başlamıştı. Mezarlığa hangi ayakla girildiği sorusunun bir anlamı yoktu. O kadar çok soruyla doluyordum ki…

İlk başta, korkuyla gitmiş olsam da, mezarlığa girdiğimde, bir an için acımın geride kaldığını hissettim. O an, mezarlığa hangi ayakla girdiğimi hatırlamıyordum. Ama bir şey vardı: Korkularımın yavaşça, ama kararlı bir şekilde kaybolmaya başladığı, büyüdüğüm bir andı. Ve bir adım daha attım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
tulipbet giriş adresielexbett.net